Psikolojik Deneyler

Stanford Hapishane Deneyi

stanford hapishane deneyi

Stanford Hapishane Deneyi

Hapishane insanları değiştiriyor mu ? Hapishanede olan insanlar hapishane öncesinde de aynı insanlar mıydı yoksa farklı insanlar mıydı? Bunu çözebilmenin yolu sahte  bir hapishane ortamı oluşturmaktır. Craig Haney, Curtis Banks ve Dave Jaffe Stanford Üniversitesi’nde  30 yıl önce bunu Stanford hapishane deneyi ile ortaya koymuşlardır [2].

Ünlü Amerikalı psikolog ve tüm zamanların en ses getiren psikoloji çalışmalarından bir tanesini yapan Philip Zimbardo, “sıradan ve normal” bireylerin kendisinin dahi akıllarına gelmeyecek düzeyde şiddeti nasıl gösterebildiklerini öğrenmek istemiştir ve psikoloji alanında büyük ses getiren stanford hapishane deneyi ortaya çıkmıştır.

Stanford hapishane deneyi amacı; olumsuz ve kötü çevrenin insan üzerindeki etkisi, insanların kendilerine atfedilen görevleri ve rolleri ne sürede kabul ettiği, düşünce ve duygularının deney süreci içerisinde ne düzeyde farklılaştığını gözlemlemektir[2].

Zimbardo, “iyi insanları kötü yerlere koyduğunuzda” ne ortaya çıkacağını merak ediyordu. İnsanlar çevresinden hangi düzeyde etkileniyordu ve İçsel özelliklerimiz (inançlarımız, tutumlarımız)  kimi olay ve durumlardan kurtulmamızda ve çevresel etkenler ne olursa olsun bireyin kendi çizgisinde ilerlemesinde ne ölçüde etkilemekteydi? Tüm bu sorularla eşliğinde bir deney yapmayı planlayan Zimbardo sorduğu soruların yanıtlarını elde edebilmek için Psikoloji alanında büyük ses getiren bir deney yaratmıştır. Peki bu deney neydi  ve elde edilen sonuçları nelerdi ?

Deney İle İlgili Temel Bilgiler

Deneyin İsmi: Stanford Hapishane Deneyi

Yer: Stanford ÜniversitesiD

Yönetici : P. Zimbardo

İşbirlikçiler: Polis Merkezi ve Stanford Üniversitesi

Katılımcılar : Stanford Üniversitesi Öğrencleri

Deneyin Yapılış Tarih: 1971

Deney Sürecinde Katılımcılara Verilen Roller: Gardiyan, Mahkum, Hapishane Müdürü

Büyük Ses getiren Bu Deney Nasıl Başladı ?

Polis Merkezi’nin de işbirliği ile deney ortamı Stanford Üniversite’si olarak belirlenmiştir. Stanford Üniversitesi’nde psikoloji profosörü olan Philip Zimbardo, 1971 yılında Stanford Üniversitesi’nde Psikoloji Bölümü binasının bodrum katında bireylerin ‘sosyal rollerine kendilerini nasıl adadıklarını’  belirlemek adamacıyla 2 haftalık psikolojik bir deney planlar ve üniversitenin bodrum katında yapay bir hapishane ortamı oluşturmuştur[3].

Kimler Katılmıştı ? Karşılığında Ne Aldılar?

Araştırmacılar Kaliforniya, Palo Alto’da Stanford Üniversitesi civarındaki yerel gazetelere hapishane hayatı ile ilgili bir çalışma yapılacağını ve bu çalışmaya katılan gönüllülere günlük olarak 15 $ verileceğidir. İlana 70’ten daha fazla katılımcı başvurmuştur. Bu adaylar bazı görüşme ve testlere tabi tutuldular. Böylece psikolojik problemleri olanları, sağlık sorunları yaşayanları, suça karışanları deneye dahil etmediler. Çok sayıda başvuru arasından yalnızca 24 erkekten oluşan bir deney grubu oluşturdu. Bu yirmi dört denek, sağlıklı, akıllı, orta sınıf erkeklerden oluşan bir gruptur. Denekler bozuk para atışı ile mahkumlar ve gardiyanlar olmak üzere iki gruba ayrıldılar. Burada unutulmaması gereken şey, deneklerin başlangıçta birbirinden herhangi bir farkı olmayışlarıdır[2].

Deneyin Hemen Öncesi

Stanford hapishane deneyi sürecinde amaç ,güçlenen bir kişinin tavırlarındaki değişimleri gözlemek için gardiyan rolü, ezilmeye başlayan ve yavaş yavaş bir hiç olan insanların değişim süreçlerini gözlemek içinse mahkum rolü vermekti. Öğrenciler 12’li gruplar olmak üzere ikiye ayrıldı. Kimlerin  mahkum olacağı kimlerin gardiyan olacağı öğrencilere bildirilmemişti. Ayrıca hiçbir öğrenciye deneyin ne zaman başlayacağı belirtilmemişti  ve deneyin nasıl  başlayacağına dair bilgi verilmemişti. Öğrenciler tamamı gerekli belge ve evrakları polis ve fakülte yönetimi izninde imzaladıktan sonra evlerine dağıldılar. Philip Zimbardo öğrencilerin akıllarında çok fazla deneyle ilgili düşünce olduğu için deneyi birkaç gün sonrasında yapmak istedi. Amaç, deney ile ilgili fikirlerini ve düşüncelerini unutmalarını beklemekti. Bu sayede tutuklanmalar sırasında verecekleri tepkiler daha gerçekçi olacaktı. Ayrıca Philip Zimbardo öğrencilere yaptığı konuşmada gardiyanların fiziksel şiddete başvurmadan olabildikleri kadar sert olmaları gerektiğini söylemişti. Bu sayede günlük rutin hayatını sürdüren naif bir insanın , izin ve imkanlar verilirse ne kadar sürede değişim göstererek katı bir insana dönüşeceğini gözlemleyecekti.

Deney Başlıyor: Hapishane Ortamı 

Hapishane ortamına yakın bir ortam yaratılması için deneyimli danışmanlardan hizmet alındı. Bu danışmaların önde gelenlerinden biri neredeyse demir parmaklıklar arkasında 17 yıl geçirmiş eski bir mahkumdu. Bu danışman, mahkum olmanın nasıl bir şey olduğunun farkına varılmasını sağladı Bu danışman birçok eski mahkum ve cezaevi personeliyle tanıştırılmasına da  yardımcı olmuştur.

Bu hapishane , Stanford Psikoloji Bölümü’nün bodrum katındaki birbiri ardına olan odalardan ve bir koridordan kuruldu.Bu koridor hapishane bahçesiydi ve mahkumların yürümeye, yemek yemeye ya da egzersiz yapmaya izinli olduğu tek yerdi. Mahkumlar gözleri bağlı bir şekilde( hapishaneden çıkış yolunu göremesinler diye)  koridorun aşağısındaki tuvalete getiriliyorlardı. Hapishane hücreleri oluşturmak için, bazı laboratuarların kapılarını söküldü ve özel yapılmış, demir parmaklıkları ve hücre numaraları olan kapılarla değiştirildi. Koridorun sonundaki küçük açıklık sayesinde gelişen olayları videoya alındı ve kaydedildi. Hücrelerin karşısındaki küçük oda  “delik” adını alıyordu. Hücre hapsinde olan mahkum “delik” te kalırdı. Bu oda 60 cm genişliğinde, karanlık ve çok dar fakat kötü bir mahkumun ayakta durabileceği kadar da yüksekti. Bir intercom sistemi, hücreler içinde mahkumların neler konuştuğunu gizlice dinleme fırsatı sunarken  aynı zamanda mahkumlara duyurular yapılmasını sağlıyordu.

Stanford hapishane deneyi

 İşte Deney Başlıyor!

Stanford hapishane deneyi başlangıcı bir gece yarısı ansızın yapıldı. Kendilerinin gardiyan mı mahkum mu olacağını bilmeyen öğrenciler arasından mahkum olarak seçilenler, Palo Alto polis ekipleri tarafından toplu şiddet eylemlerine katılmak, silahlı soygun ve hırsızlık gibi çeşitli suçlardan dolayı gerçek polisler tarafından gözaltına alınarak, komşularının meraklı ve şaşkın bakışları altında kelepçelendi ve polis arabaları ile polis merkezine getirildiler. Hepsi aynı yöntem ile evlerinden toplanmıştı.

Her bir mahkumun üzeri arandı, çıplak kalacak şekilde soyuldu ve olası bit ve parazitlere karşı dezenfekte edildi.Bu aşama, mahkumların aşağılanması ve dışarıdan herhangi bir paraziti hapishaneye taşımaması için tasarlanmıştı. Her bir mahkuma standart hapishane üniforması giydirildi. Ayrıca saçları, kadın çorabı ile kapatıldı (gerçek mahkumların saçlarının kazıtılmasına benzer bir durum oluşturmak adına böyle bir uygulama düşünülmüştür) ve ayaklarına bazı hapishanelerde olduğu gibi zincirler bağlandı (tüm bu işlemlerin ardından bazı mahkumların yürümesinde ve oturmasında bazı değişiklikler gözlemlenecekti). Bu değişik hareketler, bir erkekten çok bir kadını andırmaktaydı. Daha sonra mahkumlara üniforma temin edildi. Bu üniforma her mahkumun iç çamaşırı olmadan giydiği bir önlüktü. Bu önlüğün ön ve arka tarafında mahkumun numarası yazıyordu. Her mahkumun sağ ayak bileğinde ağır, cıvatalı ve aşınmış bir zincir her zaman bulunmaktaydı. Mahkumlar ayaklarına kauçuk terlikler giyiyordu.

Sadece gerçek bir hapishanenin benzeri yaratılmaya çalışılmıştı , gerçek bir hapishane yaratmak değil. Gerçek erkek mahkumlar elbise giymezler fakat gerçek erkek mahkumlar aşağılanmış ve erkeklikleri bastırılmış hissederler. Amaç, iç çamaşırı olmadan elbise giydirerek benzer etkileri hızlıca oluşturabilmekti. Gerçekten de bazı mahkumlar bu elbiseleri giyer giymez farklı bir şekilde yürümeye, oturmaya, durmaya başladılar, erkekten çok kadın gibi. Çoğu hapishanede uygulanmayan ayaklarındaki zincir, mahkumlara ortamın baskıcılığının hatırlatılması içindi. Mahkumlar uyurken bile, bu baskıdan kaçamıyorlardı. Bir mahkum yatağında döndüğünde zincir mahkumun diğer ayağına vuruyor, onu uyandırıyor ve hala hapishanede olduğunu ve rüyalarında bile buradan kaçamayacağını hatırlatıyordu.

Mahkum numaralarının kullanım amacı, mahkumların isimsiz, kişiliksiz hissetmelerini sağlamaktı. Her mahkum sadece numarasıyla çağrılmak zorundaydı ve kendisinden ve diğer mahkumlardan bahsederken bu numarayı kullanmak zorundaydı. Başlarındaki kadın çorabı mahkumların saçlarının dazlak bir şekilde kesilmesinin yerine kullanıldı.Bu, bazı insanların benliğinin saç stillerinden ya da uzunluklarından dışa vurmasını engellemek, her insanın benliğini minimuma çekmek için tasarlanmıştır[1].

Gardiyan olanlar  ise,  yine aynı şekilde araçlarla düzgün bir şekilde evlerinden alınmış ve Stanford Üniversitesi zemin katı hapishane bölümüne getirilmişlerdi. Philip Zimbardo gardiyan rolünde olacak olan öğrencileri hapishane müdürü kıyafeti ile burada bekliyordu. Öğrencilere gardiyan rolü için tamamı orjinal elbiseler dağıtıldı. Bunlara ek olarak birer aynalı gözlük ve ellerine uzun ahşaptan yapılma sopalar verildi[4]. Gardiyanlara aynalı güneş gözlüğü verilmesindeki amaç, mahkumlar ve gardiyanların göz göze gelmemeleriydi. Bunun sebebi, gardiyanların duygularının mahkumlar tarafından anlaşılamamasıdır. Göz göze gelinen durumlarda kişilerin her zaman vicdanı ve merhameti devreye girmektedir. Philip Zimbardo , sosyal psikolog olduğu için bunu önceden biliyordu ve gerekli önlemleri almıştı. Hem kendilerinin fiziksel şiddet dışında güce sahip olduklarını hissetmeleri ve bu durumda neler yapabileceklerini görmeleri hem de mahkumların bu manzara karşısında vereceği tepkileri incelemek amaçlanıyordu. Ayrıca gardiyanlar  son derece rahat koşullara sahipti. Hapishanede üçlü gruplar halinde 8 saatlik vardiyalarla çalışacaklar , evlerine gidebileceklerdi . Gardiyanlar kolay koşullardayken mahkumlar ise çok zorlu koşullar altındaydı[5].

Mahkumlar rahatsız olacakları  şekilde hazırlanan, rahatsız edici ve üç kişilik küçük  hücrelere gerçeğe uygun mahkum kıyafetleri giydirildikten sonra gönderildi. Ortamda ne zaman kavramını hatırlatacak  bir saat ne de  bir pencere mevcuttu. Kapatıldıkları ortam, kapalı devre kamera sistemi ile 24 saat gözetlenebilmekteydi. Böylelikle her yapılan kayıtla “Hapishane ortamının psikolojik etkisi” rahatlıkla gözlemlenebilecekti. Biraz da gardiyanlar cephesine bakılacak olursa, deneklere görevlerinin ciddiyeti ve ne gibi riskleri olduğu hakkında bilgiler verildi. Gardiyan rolü verilen öğrencilere Psikolog Zimbardo, mahkumlara karşı baskın olmalarını , düzeni sağlamalarını ve özellikle mahkumlara numaraları ile hitap etmeleri gerektiğini söyledi. Bunu nasıl yapacakları hakkında bilgi verilmeyen gardiyanlara Psikolog Zimbardo  Mahkumlar üzerinde can sıkıntısı hissi yaratabilirsiniz, bir dereceye kadar korku yaratabilirsiniz ve onların hayatlarını tamamen rastgele güçler tarafından, sistem tarafından, sizler ve bizler tarafından kontrol edildiği hissine kapılmalarını sağlayabilirsiniz. Ve kesinlikle özel hayatları olmayacak. Onların bireyselliklerini çeşitli yollarla ellerinden alacağız. Genellikle bunun sonucunda, kendilerini güçsüz hissederler, bunu bekliyoruz. Yani bunun sonucunda, biz tüm güce sahip olacağız, onlarsa hiçbir güce… dedi[6].

Mahkumlara gardiyanların her sözünü dinleme emri verildi.Söz dinlememeleri yasaktı. Tabiki de mahkumlar isyan edebilirdi fakat deneyin yapılma amacı zaten buydu. Mahkum olan öğrenciler ne kadar sürede isyan edecek veya ne kadar sürede kendilerine yapılan bu kaba davranışları kabulleneceklerdi ?

2 hafta sürmesi umut edilen deney başladı…

Stanford hapishane deneyi

GÜNLER NASIL GEÇİYORDU ?

Hapishane müdürü rolündeki Philip Zimbardo, gece yarısı tüm işleri kontrol altına aldı ve  hapishaneden ayrılarak evine gitti. Nöbetçi gardiyanlar hariç tüm gardiyanlarda evlerine gitti.

Deneyin ilk günü, tutuklamaların ve hapsedilmelerin ardından sorunsuz geçen tek gün oldu [7].Fakat isyana  hazırlıksız yakalanıldı. Sayım yapmak için  gece 2:30’da uykudan uyandırılan mahkumlardan biri ağlama krizleri geçirdi.

Deneyin ikinci gününde, mahkum rolünde olan bir öğrenci gardiyanların aşağılayıcı tavırlarına ve pis hapishane hücresine dayanamayarak hücre kapısını yumruklamaya başladı. Philip Zimbardo, durumu fakülte yetkilileri ile görüşerek öğrencinin salınması kararını aldı. İkinci günün akşamında bu öğrenci haricinde kimsede henüz ses yoktu.

Bu durum karşısında Philip Zimbardo fiziksel şiddet harici her şeye müsade ediyor ve gardiyan rolünde olan öğrencilerin ellerindeki güçle neler yapabileceklerini gözlemliyordu. Kendilerini ikinci gün olmasına rağmen rollerine kaptıran gardiyanlar, şiddet uygulamak için gecikmediler. Deneyden sadece 36 saat geçmesine rağmen mahkumların psikolojik olarak sarsıldıkları, kendilerinden geçtikleri görülmüştür. Gardiyanlar mahkumlara karşı acımasız bir şekilde davranmışlardır. Hakaret ve aşağılama üst seviyedeydi . Mahkumlar, gardiyanlar tarafından gece yarısı hiçbir neden yokken sık sık uyandırıyorlardı. Gardiyanlar onlara çıplak elleriyle tuvaletleri temizletiyordu Onları aç bırakarak yataklarını yorganlarını aldılar ve  çırılçıplak şekilde hücrelere attılar. Onlara hakaret etmişler, işkence ve taciz etmişler, keyiflerine göre mahkumları lavaboya bile yollamamışlardır. Mahkumlarda pasif ve depresif davranışlar göstermiştir Gardiyanlar yemek yemeyi reddeden mahkumları kendi yarattıkları karanlık bir hücrede cezalandırmaya başladılar. Gardiyanlara karşı gelen mahkumlara şınav cezası verildi. Bu ceza başta akla pek kolay bir cezalandırma yöntemi gibi gelse de bu ceza aslında zamanında Nazi toplama kamplarında kullanılan bir ceza yöntemiydi. Bu da ayrı bir dikkat çekiyordu[3].

Mahkûmlar sürekli hakarete maruz kalıyor,gardiyanların  kendilerine itaat etmelerini  istiyorlardı. Zimbardo’nun ilk işi gardiyanları bir araya toplayarak onlara hapishanenin kuralları konusunda bilgi vermek oldu. Kurallar çok basitti. Gardiyanlar hapishane içinde düzeni sağlamakla yükümlüydüler. Herhangi bir mahkumun kaçması durumunda deney sona ererdi ki bu katılımcılar için büyük bir para kaybı demekti ( günlük yaklaşık 15$ alıyorlardı). Ayrıca mahkûmlar üzerinde şiddet uygulamak da yasaktı. 

Bu koşullara daha fazla katlanmak istemeyen 8612 deneyden ayrılmak için Zimbardo’yla görüşmek istedi. Zimbardo bir psikolog olarak  değil de  bir hapishane müdürü olarak onunla konuştu ve bir teklif sundu. 8612’yi gardiyanlara karşı koruyabilirdi fakat bunun karşılığında mahkûmların ne yapıp ne ettiğine ilişkin bilgilendirilmek istemekteydi. Başka bir deyişle söylenecek olursa  Zimbardo 8612’ye ispiyonculuk yapması gerektiğini söylüyordu. 8612’ye bu teklifi  düşünmesini eğer  kabul etmezse de yine de çıkıp gidebileceğini söyledi. Kafası karışmış bir halde hücresine dönen 8612 hücre arkadaşlarına çıkmak istediği halde izin verilmediğini ve kimsenin dışarı çıkarılmayacağını söyledi. Oysaki 8612’ye istediği zaman çıkabileceği söylenmişti. Zimbardo’ya göre  8612 ‘nin hücredekilere kimsenin çıkamayacağını söylediği gün deneyi gerçek bir hapishaneye çevirdiği, isyanın olduğu gündü. 8612 hücresine döndükten kısa bir süre sonra tuhaf davranışlar göstermeye başladı. Davranışları ciddi psikolojik rahatsızlık işaretleri taşıyordu. Zimbardo’ya göre 8612’nin planı delirmiş gibi davranarak hapishaneden çıkabilmekti. Ancak 8612 rolüne kendisini öylesine kaptırdı ki bir süre sonra belirtileri iyice kontrolden çıktı. Karanlık hücrelerde oldukça sinirli olan mahkumlardan 8612 numaralı olanının verdiği tepkileri Philip Zimbardo şöyle anlatıyor;

“8612 numaralı mahkum delice davranmaya başladı, bağırıyor, çığlık atıyor, küfrediyor ve kontrolsüz öfke nöbetleri geçiriyor. Onun gerçekten bu psikolojik durumda olduğunu kabullenmemiz epey bir zaman aldı ve sonunda onu salma kararı verdik.”[6].

İsyan geçici olarak bastırıldı fakat gardiyanlar yeni bir problemle yüzleştiler. Elbet, coplu 9 gardiyan 9 mahkumun isyanını bastırabilirdi; fakat sürekli çalışan 9 gardiyana sahip değillerdi. Gardiyanlardan biri bir çözümle geldi: Fiziksel taktikler yerine psikolojik taktikler kullanmak… Psikolojik taktikler özel hücrenin kurulmasıyla sonuçlandı. 3 hücreden 1’i özel hücre olarak tasarlandı. İsyana en az katılan 3 mahkuma özel ayrıcalıklar verildi. Üniformalarını, yataklarını geri aldılar ve dişlerini fırçalamalarına izin verildi. Diğerlerine bu ayrıcalıklar yapılmadı. Ayrıcalıklı mahkumlar, geçici olarak yemek hakkını kaybeden mahkumların önünde özel yemekler yediler. Sonuç mahkumlar arasındaki birliğin bozulması oldu[1].

Aynı zamanda mahkumların isyanı, gardiyanlar arasında mükemmel bir birlik oluşmasında çok önemli bir rol oynadı. Gardiyanlar, mahkumları sorun yaratanlar, onları ele geçirmeye çalışanlar ve onların zarar görmesine neden olacak kişiler olarak görmeye başladılar. Bu tehdide cevap olarak gardiyanlar kontrollerini, gözetimlerini ve saldırganlıklarını arttırmaya başladılar.

Beşinci gün, mahkumlar ve gardiyanlar arasındaki ilişki boyutu  değişmişti.Gardiyanlar  işlerine kendilerini daha çok adapte ettiler.Zimbardo,gözlemlediği gardiyanların davranışlarını 3’e ayırmıştır. Bunlar ,mahkumları aşağılayıp, onlara işkence eden, onları küçük düşürmekten zevk alan gardiyanlar , mahkumları hiç cezalandırmayan ve onlar için küçük iyilikler yapan iyi gardiyanlar ve  sadistçe uygulamalarda bulunmayan; ancak hapishane kurallarını da harfiyen uygulayan kuralcı gardiyanlardır.

Gardiyanlar, mahkumlara önce gizli şiddet , daha sonrasında ise  açık şiddet uygulamaya başlamışlardır. Hatta görev sürelerinin bitmesine rağmen  evlerine gitmemişler ve mahkumlarla kalmak istemişlerdir. Gardiyanların üçte biri “gerçek” sadist eğilim sergilemekten yargılandı .İki  mahkûm , daha deneyin başında çıkarılmak zorunda kalındı.

Deneyin altıncı gününde, işler artık çığrından çıkmıştı.Gardiyanlar oldukça vahşi ve sadist bir hal almıştı. Mahkumlar sessizleşerek köşelerine çekilmeye başlamıştı. Altı gün içinde herkes rolünü benimsemiş ve içinde bulunduğu durumu kabullenme eğilimi göstermeye başlamıştı. Olayların geldiği noktayı  farkeden bir başka profesör deneyin acilen sonlandırılması gerektiğini üniversite yönetimine bildirdi. Olayların gidişatını farkedemeyen Philip Zimbardo, deney sonrası yaşananları akıllı bir şekilde düşününce kendisine dahi inanamadı.Altıncı güne gelmeden en geç deneyin beşinci gecede sonlandırılması gerekiyordu. Fakat kendisi bu emri vermemişti. Deneyin tamamlanma süresi 14 gün olmasına rağmen deney ,yaşananlar sebebiyle 6 gün sürebilmişti[8].

Gardiyan rolünde olan öğrencilerle birkaç gün sonra görüşme yapıldığında  mahkum olan öğrencilere şiddet göstermekten ve aşağılamaktan büyük haz ve keyif duyduklarını dile getirmişlerdir[9]. Mahkum öğrenciler ise belirli bir dönem psikolojik destek almaya mecbur kalmışlardır. Deneyin en ilgi çeken yanı ise gardiyan ve mahkum rolüne atanmış tüm katılımcıların deneyin ayrıntılarından haberdar olması ve istedikleri takdirde deneyden ayrılabileceklerini bilmesine rağmen beklenilenden uzun süre deneyi terk etmemeleriydi.

Stanford hapishane deneyi sonuç itibariyle bizlere,  eğer elimizde bir  güce sahipsek  çok çabuk vahşi bir hale bürünebildiğimizi , elimizde hiçbir güç yoksa ve  bizi ezen bir güç var ise birkaç kez sesimizi çıkartmaya çalıştığımızı ve başımıza vurulduğunda sessizliğe büründüğümüzü ve bu durumu kabullendiğimizi göstermektedir.Toplum bize hangi rolü biçerse, o rolün etkisinden çıkamadan emirleri yerine  getiriyoruz[7].

Melis KARAŞİN

Kaynakça

[1] Bronte, E. (2018, February 20). Stanford Hapishane Deneyi. / Doğrula. org

[2]Dinn, A. A.(Ed) (2017). Psikolojiyi değiştiren kırk çalışma. Baskı Yeri: Kitapevi Yayınları

[3] Tutkun, G. (2018). Stanford Hapishane Deneyi.  Bilim ve Tekno.

[4]Özarrslan, A. (2016).  Stanford Hapishane Deneyi

[5] K, E. (2016). Korkunç Stanford Hapishane Deneyi (Psikoloji Deneyi). Pubtekno.

[6]Bakırcı, Ç M. (2018). Stanford Hapishane Deneyi – Evrim Ağacı

[7] Taşdemir, U. U. (2018). Stanford Hapishanesi Deneyi Nedir? / BİLGEYİK.

[8] Coşkun , A. (2017). Tarihin Önemli Psikolojik İncelemesi: Stanford Hapishane Deneyi / Ceotudent.

[9] A, N. (2014) . Zimbardo Hapishane Deneyi. /Bilgi Ustam

Comment here